YUNUS EMRE
Google
WWW www.yuxell.net


































ResimlerimFlashlarımFotoğraflarımPhotoshoplarımEkran KoruyucularDuvar KağıtlarıYunus EmreSizden GelenlerRE/MAXFaydalı linkler
Sevelim Sevilelim
Kamu Alem Birdir Bize
Yunus Emre; yukarıdaki sözlerinde de anlaşılacağı gibi bir sevgi insanıdır. Yunus Emrenin nerede doğduğu, nerede yaşadığı, nerede öldüğü, doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmiyor. Onun hakkında inanılabilecek çok az bilgi şiirlerinde bulunuyor.

Halk arasında o kadar çok seviliyorki. Türkiye de 7 ayrı yerde mezarının olduğu iddia edilmektedir. Bunlardan doğruluğu en kuvvetli olanı günümüzde Eskişehir Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy görünmektedir. Çocukluğumun geçtiği Sarıköy'e (Günümüzde YUNUS EMRE KÖYÜ adını almıştır.) ve Yunus Emre'ye olan sevgimden dolayı sitemde Yunus Emre için bir köşe ayırdım.

"Biz dünyadan gider olduk

Kalanlara selam olsun."

Yukarıdaki sözlerinden Yunus Emrenin bir olgun kişi olduğunu, bir insan, bütün kinlerin, ayrılıkların ötesine, bütün insanlara kardeşçe sesleniyor. Umutsuzlukları umuda, acıyı tatlıya, ölümü yaşamaya çeviren yaşam felsefesine eriştiğini görüyoruz.

Yunus Emre Arapça ve Farsçaya karşı Türk halkının dilini kullanmıştır. Fransız şairi François Villon, Yunus'tan 150 yıl kadar sonra yaşasa da onun gibi, Fransız halkının dilini Latince ve yunancaya karşı kullanmakta ısrar etmiştir. Dante'nin, Shakespeare'in, Cervantes'in yaptığı da aynı şeydir aslında; Halkın diliyle söylenemez sanılan yüksek duygu ve düşünceleri halkın diliyle söylemişlerdir. Ne yazık ki biz Yunus'un ardından gitmemişiz. Yunus Emre hakkında en ciddi araştırmaları yapıp bunları bizlere ulaştıran Sayın, Abdülbaki Gölpınarlı'ya da buradan şükranlarımı iletiyorum.

Yaşadığı dönemde Anadolu
Yunusemre köyü (Sarıköy)den bir görünüş

1040 Yılında, Horasan'da kurulan
Büyük Selçuklu İmparatorluğu hızla
büyüyerek, Anadolu kapılarına
dayanmış, Kayseri, Malatya,
Trabzon gibi şehirlere uzanmaya
başlamıştı. Bizans İmparatorluğu,
Türkleri Anadolu'dan çıkartıp
Horasan'a kadar sürerek, hem
Türk tehdidinden kurtulmak, hem
de İslamın ilerleyişini durdurmak
için 1071 yılında geldiği Malazgirt
de yenildi. Anadolu Selçuklular
tarafından fethedildi...
Büyük Selçuklu İmparatorluğu
devleti daha sonra yıkıldı ve Konya
başkent olmak üzere Anadolu
Selçuklu Devleti kuruldu.

Daha sonraları Anadolu'ya haçlı seferleri başladı..Ardından Moğol istilası... 1402 yılında çubuk savaşında Timur, Yıldırım Bayezid'i mağlup edince Türk dünyasında soğukluklar arttı. Anadolu Selçuklularının resmi dili Farsça idi. Aydınlar ilim dili olarak Arapça'yı, Sanat dili olarak Farsça'yı kullanıyorlardı. Türkçe konuşulmasına rağmen resmi toplantı ve yazışmalar da Farsça kullanılıyordu. Osmanlılar ise; Türkçe, Arapça ve Farsça karışımı, Osmalıca denilen bir dil meydana getirerek bu dili kullandılar...

Bu dönemlerde Türkistan'da ilk tasavvuf okulunu kurup, her tarafa dervişlerini gönderen Ahmed Yesevi'nin Anadolu'ya gelen müridleri 13. yüzyılda tasavvuf akımını başlattılar... Seyyid Mahmud Hayrani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı İbrahim Sultan, Tapduk Emre, Hacı Bektaş-i Veli.. gibi tasavvuf büyükleri Anadolu halkını aydınlattılar. Anadolu daki birbirine soğuk ve dağılmış Anadolu Türklerini birleştirici çalışmalar yaptılar. Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Dehhani, Yunus Emre, Gülşehri, Aşık Paşa... eserlerini Türkçe yazarak Türkçe'yi edebi bir dil haline getirdiler.

Altıbin beyitlik Bektaşi Velayetnamesi yazılmış ve bu velayetnamede Yunus Emre'nin, Sivrihisar'ın kuzeyinde, Sarıköy denilen köyde yaşayan bir çiftçi olup, Tabduk Emrenin hizmetine girdikten sonra 40 yıl sırtında dergaha odun çektiği yazılıdır.

Hayatı
Sakarya kıyılarında, Sivrihisar'ın Sarıköyünde yaşayan yoksul bir çiftçidir. Kurak giden bir önceki yılın ardından tohumsuz kalır. Tohumsuz kalan Yunus, eşeğine dağdan topladığı alıçları yükler ve doğruca tohumluk bulmaya yola koyulur. Yolu Hacı bektaş tekkesine düşer.

Onüçüncü ve ondördüncü yüzyılda anadoluda bektaşiliğin yaygın olduğu, bu mezhebin fakir fukaraya arka çıktığı bir dönemdir. Yunus eşeğine yüklediği alıçlara karşılık buğday ister. Hacı Bektaş kendisine sordurur; Buğday yerine alıçlarına karşılık nefes versem olurmu? Yunus buğday isterim diye tutturur. Hacı Bektaş her alıç için bir nefes vereyim der, Yunus olmaz der. Hacı Bektaş alıç'ın her çekirdeğine on nefes vereyim der. Yunus buğday diye diretince, Hacı Bektaş da eşeğinin taşıyabileceği kadar buğday verir kendisine. Yunus mutlu bir şekilde Sarıköy'e dönerken, yolda bir düşüncedir başlar kafasında, kendi kendine söylenir. "- Bu insan büyük bir insan olmasa buğday vermezdi bana." çiğlik ettiğini anlar, döner geriye. "- Alın bu buğdayı ben nefes istiyorum." der. Hacı Bektaş da onu Tapduk Emre'nin tekkesine yollar, senin kilidi ona verdik diyerek.

Yunus bunun üzerine gidip tapduk'a başvuruyor. Tapduk'un dergahında herkes bir iş görür, kimi toprakta, kimi işlikte çalışır, kimi duvar örer: Yunus'a da odun taşıma işini verirler. Kırk yıl sırtında odun taşır Yunus. Hemde öyle bir taşırki özene bezene. Her getirdiği odun dümdüzdür. Neden diye soran birine; Bu tekkeye odunun bile eğrisi giremez demiş Yunus.

Uzun süre tekkeye hizmet ettikten sonra tekkeden ayrılmış Yunus. Yolda erenlerden yedi kişiye rastlamış, yoldaş olmuş onlarla. Her akşam erenlerden biri içinden geçirdiği bir insan adına Allah'a dua ediyor hemen bir sofra geliyormuş ortaya. Sıra Yunus'a geldiği akşam o da dua etmiş; Yarabbi, demiş, bunlar hangi kulun adına dua ettilerse ben de onun adına yalvarıyorum sana, utandırma beni. O akşam iki sofra birden gelmiş. Erenler şaşırıp kimin adına dua ettiğini sorduklarında Yunus'a. O da siz söyleyin önce diyor. Erenler Tapduk'un dervişlerinden Yunus diye biri var, onun adına, diyorlar. Yunus bunu duyar duymaz hiç bir şey söylemeden tekkeye dönüyor.

Anabacıya, yani şeyhin karısına sığınıyor. Anabacı diyor ki Yunus'a: Yarın sabah tekkenin eşiğine yat. Tapduk apdest almak için dışarı çıkarken ayağı sana takılır. Gözleri iyi görmediği için bana sorar: Kim bu diye? Yunus derim ben de. Hangi Yunus derse çekil git, başka bir tekke ara kendine. Ama bizim Yunus mu? derse anla ki gönlünden çıkarmamış seni hala seviyor. O zaman kapan ayaklarına bağışlamasını dile. Yunus yatıyor eşiğe ve sabah Tapduk'un ayakları takılıyor eşikte yatana. Kim bu diye soruyor. Anabacı da Yunus diyor. Tapduk Emre de bizim Yunus mu? diye sorunca Yunus sevincinden ağlayarak ayaklarına kapanıyor Tabduk'un ve tekrar tekkeye giriyor.

Yunus Tabduk'un tekkesinde varabileceği en yüksek mertebeye varıyor. Ama tabduk, erenlerin bile Anadolu da belli bir yerde kalmaları gerektiğine inanıyormuş. Yunus'sunda tekkede oturup kalacağını görünce. Sen artık erenlerden oldun diyerek elindeki değneyi havaya savurup: Git bu değneğin düştüğü yeri bul ve orada yaşayıp orada öl, demiş. Yunus yıllar yılı o değneği aramış ve bulduğu yere yerleşip orada ölmüş.

Kaynak:Yunus Emre /Sabahattin Eyuboğlu cem yayınevi 1991 -Yunus Emre/Rıdvanoğlu Elif Yayınları 1999

SARIKÖY'DEKİ YUNUS EMRE'NİN MEZAR VE TÜRBELERİ

Yunus Emre'nin Sarıköy deki mezar ve türbelerinin ilginç hikayeleri var. İlk mezarı tren yolunun hemen yanında olduğundan, eski buharlı lokomotiflerden sıçrayan kıvılcımlar mezar civarındaki kurumuş otları tutuşturduğundan, mezar bir kaç defa yangın tehlikesi geçirmiştir. Bu nedenle mezarının tren yolundan biraz daha uzaklaştırılması amacıyla ikinci mezarı yapılmış ve oraya taşınmıştır.
1973 yılında mezarı tekrar, üçüncü türbenin altına defnedilerek son halini almıştır. Bu taşınma sırasında mezarı açıldığında görenlerin anlattıklarına göre; vücudu mumyalanmış gibi, dağılmadan, bir eli göğsünde, bir eli ezan okurmuşcasına kulağına doğru sapasağlam kalmıştır.

YUNUS EMRE MEZAR ve TÜRBELERİNDEN GÖRÜNTÜLER
Fotoğraflar; H.Ümit Yüksel

Yunus Emre nin ilk mezarı

Yunus Emre türbesi genel görünümü

Yunus Emre nin ikinci mezarı

Yunus Emre nin ikinci mezarı ile ilgili türbe

Yunus Emre nin üçüncü (son) mezarı

İkinci mezarından türbenin genel görünüşü

Yunus Emre müzesinden

Yunus Emre müzesinden

Sarıköy ve"Yunus Emre" türbesi nerededir nasıl gidilir;

YUNUS EMRE MÜZESİ
Sarıköy

YUNUSEMRE KÖYÜ;
Karayolu ile:Ankara-Sivrihisar Karayolundan Sivrihisar'a 15 km kala, sağa Mihalıççık istikametine saptıktan sonra yaklasık 20 km. mesafededir.
Demiryolu ile: Ankara-Eskişehir Demir yolunun Mihalıççık-Sivrihisar Karayolu ve Porsuk çayı ile kesiştiği noktada olup Ankaraya normal Tren ile yaklaşık 2,5 saat, Eskişehir'e 1,5 saat mesafededir.

Yunus Emre Günü; Heryıl 6 Mayıs günü Yunusemre köyündeki Türbe ve müzesinde Yunus Emre'yi anma günü düzenlenmekte ve yurtiçi ve dışından bir çok katılımcı türbeyi ziyaret etmektedir.

24 Ağustos 1997 Yılında Yunusemre Köyündeki müzede "Bulgaristan Devlet Flarmoni Koro'sunun" verdiği konserden görüntüler

 

 

YUNUS EMRE üzerine yayınlar ve eserler

Burhan Toprak (3 cilt, 1933-1934), sonra Abdülbaki Gölpınarlı tarafından yayımlandı (2 cilt, 1943-1948. Yine Gölpınarlı, Yunus Emre-Risalat al Nushiyye ve Divan, 1965; Yunus Emre, Hayatı ve Bütün Şiirleri, 1971). Gölpınarlı'nın Yunus Emre ve Tasavvuf (1961) adlı yapıtı ise Behçet Necatigil'de (Edebiyatımızda isimler Sözlüğü, Yunus Emre maddesi) ve ondan aktaran başka kaynaklarda belirtildiği gibi Divan'ının yeni basımı değil, Yunus Emre'nin yaşamım, dünya görüşünü ve sanatını konu edinen, Yunus'tan seçmelerle Yunus'u izleyenlerin şiirlerinden örnekleri kapsayan bir monografidir. Cahit Öztelli (Yunus Emre, Bütün Şiirleri, 1971) ve Faruk K. Timurtaş (Yunus Emre Divanı, 1972) da Yunus'un şiirlerini yayımladılar. Bütün bu yayımlar arasında bilimsel açıdan en güvenilir olan Gölpınarlı'nın çalışmalarıdır. Aynca Ahmet Adnan Say gün, şiirlerinden bir bölümünü Yunus Emre Oratoryosu adıyla besteledi (1946), Nezihe Araz yaşamını romanlaştırdı (Dertli Dolap, 1961), Orhan Asena'da oyunlaştırdı. (1995 İlke kitabevi yayınlan)

Kırgızca


English


































ŞİİRLERİ